Arşiv
Uzun cabalar sonucunda Alman vatandaşlığına kabul edilen genç,
babasına sürpriz yapmak icin sevinç içinde eve koşmus:
- Babaaa, bak Alman vatandaşıyım artik…
Birinci kuşak milliyetçilerden olan baba çok sinirlenir:
- Ulan soysuz, hangi yüzle gider de Alman vatandaşı olursun, diye
gürlerken oğlunun suratına bir de Osmanlı tokadı akşeder… Koşa koşa geri dönen oğlan bir yandan da şöyle soyleniyormuş:
- Şu hale bak yaa, Alman vatandaşı olalı bir saat gecmedi Türklerle başım belaya girdi…
Ünlü bir haber kanalı, ülkenin en yaşlı adamını bulmuş canlı yayında konuk ediyorlarmış. Spiker bir kaç sorudan sonra muhabbeti ısıtmak için
-”Eeee dede şöyle gençliğinden güzel bir anı anlatırmısın”demiş.
Dede:
-”Anlatayım , daha gençtik günlerden birgün muhtarın kızı koyunları otlatırken yolunu bulamamış ve kaybolmuştu. bütün köyün erkekleri ayrı ayrı yerlere dağıldık muhtarın kızını aramaya başladık. derken kızı ben buldum ve kız o sevinçle boynuma atladı, birbirimize sarıldık derken kaynaştık ve…
Spiker canlı yayın olduğu için biraz bozulmuşve dede demiş
- “başka güzel bir anı daha anlatırmısın?” .
Dede:
- “anlatayım”demiş. “yine bir gün bakkalın kızı koyunları otlatırken yolunu bulamamış ve kaybolmuştu.bütün köyün erkekleri ayrı ayrı yerlere dağıldık bakkalın kızını aramaya başladık. derken kızı ben buldum ve kız o sevinçle boynuma atladı, birbirimize sarıldık derken kaynaştık ve birbirimizin olduk”demiş.
Spiker bunun üzerine:
“Eee dede bunlar güzel anılar bir de kötü bir anını anlatırmısın?”.
Dede başını öne eğmiş ve kısık bir sesle:
“Bir gün de ben kayboldum…”
Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi. Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: “Nazif Bey mi?”dedi.
“Evet, Nazif Bey!” diye cevap alınca, hüzünlü bir ses tonuyla “Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört yıl oldu.” dedi.
Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine. “Ya, öyle mi…?”diyebildi sadece.
Hicranlı bir suskunlukla bir müddet öylece kalakaldı. Gözlerine hücum eden yaşlar yanaklarından süzülüp göğsüne damladı. Kendisini Toparlayıp “Onun adına görüşebileceğim bir yakını var mı acaba?” diye sordu.”Evet, var, oğlu Selim Bey… “. Titrek bir sesle “Öyleyse Selim Beyle görüşebilir miyim?” dedi.
Adam elindeki son 500 dolarla kumar oynamaya karar verir ve Las Vegas�in yolunu tutar… Ve inanılmaz bir talih, tam 3 milyon dolar kazanır.Hemen otel yönetiminin kendisine tahsis ettiği kral dairesine çıkar ve karısına telefon eder:
- Hayatim, evde misin?
- Evet kocacığım.
- İyi. Hemen hazırlan o zaman. Çabuk bavulunu hazırla. Kumarhanede tam 3 milyon dolar kazandım.Kadın sevinç dolu bir çığlık atar:
- Ayyyyyyyyyyy harikasın!! Hemen hazırlanıyorum.. Peki ama nereye?
Paris, Karayipler, Acapulco, Güney Amerika ?
Adam cevap verir:
- Umurumda değil. Eve döndüğümde gitmiş olda nereye gidersen git.
Bir varmış, bir yokmuş zenginde varmış ama fakirde yokmuş… Ohoo saltanat arabası mı dersin, lüks arabaları mı dersin akla hayale gelmeyecek son model taksiler mi dersin aklınıza her ne gelirse varmış faytonlar yok olmuş nedense. Eee faytonlar yok olunca insanlık da kalmamış artık. Ama zenginler çok mu çokmuş. Amerika kıtası varmış, Amerikalı yokmuş, sam yeli efil efil esermiş, o serinliği kendi tarafına çeviren, sam amca yokmuş…
Bir orman varmış, adı dillere destan, nedense ormandaki güzelim çamların hiç tadı neşesi yokmuş. Gün gün acıları artmakta, kendilerine musallat olan çamkese böceğinden kurtulmak için her türlü çareye baş vurmuşlar. Baş vurdukları her kapı yüzlerine kapanmış. Sonunda ulu çam ağaçları baş başa vererek başlamışlar konuşmaya.