Arşiv
Yaşar Kemal, 1923 yılında Osmaniye iline bağlı Hemite köyünde ya da şimdiki adıyla Göğceli’de (Gökçedam) doğdu. Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli’dir.Henüz ortaokul sıralarındayken halk yazınına duyduğu ilgi onu folklor derlemeleri yapmaya yöneltti. O dönemde şiirleri Adana Halkevi’nin yayını olan “Görüşler Dergisi”nde yayımlandı. Ortaokulun son sınıfındayken okulu bırakmak zorunda kalarak ırgatlık, amelebaşılık, pirinç tarlalarında su bekçiliği, arzuhalcilik, öğretmenlik, kütüphane memurluğu gibi işlerde çalıştı. Bu arada “Ülke”, “Kovan”, “Millet”, “Beşpınar” dergilerinde şiirleri görüldü.
1921 de Florinada doğdu.İlk ve orta öğrenimini, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra ailesinin yerleştiği Urla’da ve İzmir’de yaptı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1941). En sürekli işi Urla ve İzmir’deki avukatlıkları oldu (1950-1957). Sonraki yılları, sadece yazarlığı iş edinerek Paris’te, İstanbul’da, İsrail’de geçti, İstanbul’a yerleşti (1970-)
Aziz Nesin (asıl adı Mehmet Nusret) (d. 20 Aralık 1915, Heybeliada, İstanbul – ö. 5 Temmuz 1995, Alaçatı, Çeşme, İzmir), mizah, kısa öykü, tiyatro ve şiir dallarında pek çok yapıtı bulunan Türk mizah yazarı.
Aziz Nesin, 20 Aralık 1915′de İstanbul Heybeliada’da doğdu. Babası Abdülaziz Bey Giresun’un Şebinkarahisar ilçesine bağlı Ocaktaşı köyünden İstanbul’a yerleşti ve bahçıvanlık yaparak geçimini temin etti. Abdülaziz Bey, torunu Ateş Nesin’e göre “dini bütün…II. Abdülhamit hayranı, sıkı bir Atatürk düşmanıydı”.
Günün birinde İstanbul�da sarışının biri hayattan o kadar bezmiş ki, kendini boğazın soğuk sularına bırakarak hayatına son vermeye karar vermiş.
Boğaziçi köprüsünden geçerken arabasını durdurmuş, bariyerlere çıkmış ve titreyerek az sonra kendisini bu çekilmez hayattan kurtaracak olan sulara baka baka ağlarken yanına genç ve yakışıklı bir genç gelmiş.
Genç ona acımış ve sarışının ellerini tutup;
- ��Bak, yaşaman için çok neden var, yarın sabah gemim Amerika�ya gitmek üzere demir alacak, eğer istersen, seni de çaktırmadan gemiye alıp saklayabilirim, sana hem yemek getiririm hem de sana çok iyi bakarım�� demiş.
Sarışın bakmış kaybedecek bir şey yok belki de Amerika�ya gidip yeni bir başlangıç yaparım umuduyla denizcinin teklifini kabul etmiş.
O akşam denizci genç onu gemiye almış ve filikalardan birine saklamış. Her gece sarışına üç sandviç ve bir meyve getiriyormuş, sonra da sabah�a kadar sevişiyorlarmış.
Birkaç gün sonra, kaptan rutin kontrolleri sırasında sarışına rastlamış. Orada ne aradığını sormuş. Sarışın da:
- ��Ben bu gemideki denizcilerden biriyle anlaştım, o bana hergün yemek getiriyor ve Amerika�ya gitmemi sağlıyor, ben de onun benimle sevişmesine izin veriyorum��. demiş.
Kaptan;
- ��Seninle seviştiği kesin küçük hanım�� demiş.
- ��Yalnız bu Kadıköy-Beşiktaş vapuru��…
Kızkulesi Marmara dan vapurla İstanbul Limanı na girerken sağla, Anadolu kıyısına 180 m. yakınlıkta, denizin ortasında bulunmaktadır. Geceleri ışık çakarak gemilere yol gösteren bu Kulenin çok eski zamanlara uzanan ilgi çekici bir tarihçesi vardır.
Bugün Kızkulesi nin bulunduğu adacık, aslında deniz yüzünden çok az yüksekte bulunan bir kayalıktır, o kadar alçaktır ki Boğaziçinin suları bu kayalığı yalayarak marmara ya dökülür diyebiliriz. Boğaziçi nin kilidi durumundaki bu kayalık çok eski devirlerden beri insanların ilgisini üzerine çekmişti. bu arada milattan önce 450-404 yılları arasında yaşamış olan Atinalı General Alkibiyades bu kayalığın üzerinde bugünkü anlamıyla gümrük binası diyebileceğimiz bir bina yaptırmış, gelip geçen gemilerden vergi almaya başlamıştı. gemiler getirdikleri malın onda birini vergi olarak vermek zorunda tutulurdu.
Sait Faik Abasıyanık ya da Sait Faik (d. 18 Kasım 1906 ya da 22 Kasım 1906 ya da 23 Kasım 1906, Adapazarı – ö. 11 Mayıs 1954, İstanbul) Türk öykü ve roman yazarı, şair. Türk hikâyeciliğinin önde gelen yazarlarından sayılan Abasıyanık, çağdaş hikâyeciliğe yaptığı katkılarla Türk edebiyatında bir dönüm noktası sayılır.
Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir. Klasik öykü tekniğini yıkarak doğayı ve insanları basit, samimi, hem iyi hem kötü taraflarıyla oldukları gibi fakat şiirsel ve usta bir dille anlattı. Bunu yaparken diğer çoğu Cumhuriyet sonrası sanatçısı gibi Batı’daki gelişmelere bağlı kalmadı, hiçbir edebî anlayışın etkisinde hareket etmedi ve belli bir tarzın takipçisi olmadı.
Dar kapısından başka aydınlık girecek hiçbir yeri olmayan dükkânında tek başına, gece gündüz kıvılcımlar saçarak çalışan Koca Ali, tıpkı kafese konmuş terbiyeli bir aslanı andırıyordu. Uzun boylu, iri pençeli, kalın pazılı, geniş omuzlu bir pehlivandı.