Arşiv
Diş hekiminin odasına giren genç ve güzel kadın:
- “Ah doktorcuğum”, dedi. “Bu dişi çektirmektense, çocuk doğurmayı tercih ederim.”
Doktor: - “Öyleyse koltuğun ayarını yapmadan önce kararınızı verin.”
Ana sınıfının genç bayan öğretmeni çocuklarla zeka geliştirici oyunlar oynamakta,onlara kafa yorulmasi gereken bilmeceler sormaktadir.Şöyle bir bilmece sorar:
-Hadi bakalim,bana hanginiz bir deliğin içinde bir başka delik yapabilecek?
4 yaşındaki Dilara atlar hemen:
“-Ben size bir deliğin içinde başka bir delik yapabilirim”
Göster bakalim der genç bayan öğretmen
Dilara eline aldığı izola bandı,diğer elindeki makasın delik olan tutulacak kısmının içine yerleştirir ve :
-Bakın işte bir deligin içinde başka bir delik…
Aferin der Ögretmen ve herkes Dilarayi alkışlar.
-Oda bişey mi der sınıfın yaramazı Emre. İsterseniz ben size bir deligin içinde 4 delik yaparım.
Şaşırır öğretmen ve sorar:
-Nasıl yapacaksın!!!
Basit,elinize bir flüt alın ve şeyinize sokun. İşte size 1 deliğin içinde 4 delik…
Bayan öğretmen utancından kıpkırmızı olur ve tabi çok kızar Emre`ye :
Terbiyesiz,nasıl böyle birşey söylersin,sende utanma yok mu hiç…. dedikten sonra :
-Hem flütte 4 tane değil 8 tane delik vardır .
Emre biraz mahçup, bir haylide şaşırmış:
-Öğretmenim , flütte 8 delik oldugunu biliyodum ama sizinkinin o kadar alabildiğini bilmiyordum…….
Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi. Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: “Nazif Bey mi?”dedi.
“Evet, Nazif Bey!” diye cevap alınca, hüzünlü bir ses tonuyla “Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört yıl oldu.” dedi.
Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine. “Ya, öyle mi…?”diyebildi sadece.
Hicranlı bir suskunlukla bir müddet öylece kalakaldı. Gözlerine hücum eden yaşlar yanaklarından süzülüp göğsüne damladı. Kendisini Toparlayıp “Onun adına görüşebileceğim bir yakını var mı acaba?” diye sordu.”Evet, var, oğlu Selim Bey… “. Titrek bir sesle “Öyleyse Selim Beyle görüşebilir miyim?” dedi.
Günün birinde İstanbul�da sarışının biri hayattan o kadar bezmiş ki, kendini boğazın soğuk sularına bırakarak hayatına son vermeye karar vermiş.
Boğaziçi köprüsünden geçerken arabasını durdurmuş, bariyerlere çıkmış ve titreyerek az sonra kendisini bu çekilmez hayattan kurtaracak olan sulara baka baka ağlarken yanına genç ve yakışıklı bir genç gelmiş.
Genç ona acımış ve sarışının ellerini tutup;
- ��Bak, yaşaman için çok neden var, yarın sabah gemim Amerika�ya gitmek üzere demir alacak, eğer istersen, seni de çaktırmadan gemiye alıp saklayabilirim, sana hem yemek getiririm hem de sana çok iyi bakarım�� demiş.
Sarışın bakmış kaybedecek bir şey yok belki de Amerika�ya gidip yeni bir başlangıç yaparım umuduyla denizcinin teklifini kabul etmiş.
O akşam denizci genç onu gemiye almış ve filikalardan birine saklamış. Her gece sarışına üç sandviç ve bir meyve getiriyormuş, sonra da sabah�a kadar sevişiyorlarmış.
Birkaç gün sonra, kaptan rutin kontrolleri sırasında sarışına rastlamış. Orada ne aradığını sormuş. Sarışın da:
- ��Ben bu gemideki denizcilerden biriyle anlaştım, o bana hergün yemek getiriyor ve Amerika�ya gitmemi sağlıyor, ben de onun benimle sevişmesine izin veriyorum��. demiş.
Kaptan;
- ��Seninle seviştiği kesin küçük hanım�� demiş.
- ��Yalnız bu Kadıköy-Beşiktaş vapuru��…
Kız hayatında ilk defa bir partiye gidecekmiş. Annesi o aksam kızına öğüt veriyormuş.
- Kızım bak sen bu partileri bilmezsin. Buralarda çapkın erkekler olur, seninle yatmak için her şeyi yaparlar. Eğer böyle bir şey olursa, ona “çocuğumuzun adı ne olsun?” diye sor; hemen telaşlanır ve senden uzaklaşır.
Neyse kız partiye gitmiş. Biraz sonra bir genç kızı dansa kaldırmış, dans ederlerken genç, kızı okşamaya sarkıntılık yapmaya başlamış. Kız hemen “çocuğumuzun adı ne olsun” demiş. Genç tırsmış ve gitmiş.
Çok eski zamanlardan birinde kötü bir âdet varmış. Yaşlılar artık iyice ihtiyarlayıp iş yapamaz duruma geldiklerinde ormana götürülür, orada yırtıcı hayvanlara bırakılırmış.Böylece zaten az olan yiyeceklerin, çalışan gençlere yetmesi sağlanmaya çalışılırmış.İhtiyarları belli bir yaştan sonra evde tutmak yasak olduğundan kimse yaşlı anne babasını evde gizleyemez, komşusu görüp ihbar edecek diye korkarmış.