Arşiv
Bir varmış, bir yokmuş zenginde varmış ama fakirde yokmuş… Ohoo saltanat arabası mı dersin, lüks arabaları mı dersin akla hayale gelmeyecek son model taksiler mi dersin aklınıza her ne gelirse varmış faytonlar yok olmuş nedense. Eee faytonlar yok olunca insanlık da kalmamış artık. Ama zenginler çok mu çokmuş. Amerika kıtası varmış, Amerikalı yokmuş, sam yeli efil efil esermiş, o serinliği kendi tarafına çeviren, sam amca yokmuş…
Bir orman varmış, adı dillere destan, nedense ormandaki güzelim çamların hiç tadı neşesi yokmuş. Gün gün acıları artmakta, kendilerine musallat olan çamkese böceğinden kurtulmak için her türlü çareye baş vurmuşlar. Baş vurdukları her kapı yüzlerine kapanmış. Sonunda ulu çam ağaçları baş başa vererek başlamışlar konuşmaya.
Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir kadıncağızın bir oğlu varmış. Herkes bu çocuğu keloğlan diye çağırırmış. Bu ana oğul çok fakir imişler. Yalnız birçok tavukları olduğundan bunların yumurtasını satarak geçinip giderlermiş.
Bir gün tavuklar yumurtlamamış, kadın da oğluna tavuklardan birini satarak ekmek almasını söylemiş. Keloğlan tavuklardan birini alarak, pazara gitmiş ve bir hamamcıya satmış. Fakat hamamcı parayı peşin vermeden gitmeye başlamış. Keloğlan da peşini takip etmiş. Hamamcının eve girdiğini görünce o da hemen arkasından girmiş ve onu gözetleyerek dinlemeye başlamış. Hamamcı tavuğu karısına uzatarak:
Bunu al, iyice temizle, haşlayarak suyuna güzel bir pilav yap, akşamüzeri bir uşak göndererek aldıracağım, demiş ve sokağa çıkarak uzaklaşmış.