Arşiv
Bir Bursa�lı ve bir Siirt�li homoseksüel karşılaşmışlar. Aralarında konuşmaya başlamışlar.
Bursa�lı homoseksüel Siirtli�ye nasıl çalıştıklarını sormuş.
Siirt�li: “bizi ağa dağa pikniğe götürür pikniğimizi yaparız, sonra ağa bizi *iker. Artık canı ne zaman isterse yapar” der ve Bursalı�ya nasıl çalıştıklarını sorar.
Bursa�lı: “bizi önce telefonla ararlar, randevu alırlar, sonra arabayla gelip bizi evden alırlar, araba limuzinden aşağı değildir. Sonra otele götürürler; otel de lüks oteldir. Yemeğimizi yeriz, sonra odamıza geçeriz; iş biter. Banyoya gireriz banyoda jakuzi mutlaka vardır. Sonra bizi eve kadar tekrar bırakırlar” der.
Bunun üzerine Siirt�li Bursa�lıya: “valla, size tanınan bu sosyal haklar bize tanınsa bütün siirt ibne olur” der.
Her yerin karla kaplı olduğu bir kış günüymüş. Bir kraliçe, sarayının pencerelerinden birinin arkasında bir yandan nakış işliyor, bir yandan da hayal kuruyormuş. Derken birden parmağına iğne batmış ve gergefin üstüne üç damla kan akmış.Kraliçe kan damlalarına bakar bakmaz, “Çocuğum kız olursa, teni kar gibi ak, yanakları kan gibi al, saçları da pencerenin çerçevesi gibi kapkara olsun,” diye geçirmiş içinden.
Dar kapısından başka aydınlık girecek hiçbir yeri olmayan dükkânında tek başına, gece gündüz kıvılcımlar saçarak çalışan Koca Ali, tıpkı kafese konmuş terbiyeli bir aslanı andırıyordu. Uzun boylu, iri pençeli, kalın pazılı, geniş omuzlu bir pehlivandı.