Adamın biri bir lunaparkta etrafı gezerken, “Biraz eğlenirim” diye düşünerek bir falcının çadırına girmiş, falcı kadının karşısına oturmuş. Kadın önündeki kristal küreye gözlerini dikmiş, transa geçmiş ve “Ah…” demiş, “…görüyorum ki 2 çocuk babasısınız.” Adam keyifle kahkahayı basmış:
“Hahahaha… Attın tutturamadın işte… Tam tahmin ettiğim gibi… Ben 3 çocuk babasıyım!”
Falcı gülümsemiş: “Sana öyle geliyor!..”
Kadın psikiyatriste gidip “Gerçekten çok endişeliyim” demiş, “Geçen gün bizim evde kızımı komşunun oğlu ile çırılçıplak buldum, birbirlerinin vücutlarını inceleyip zevkle kıkırdıyorlardı.”
Psikiyatrist gülümsemiş “Endişe edilecek bir şey yok” demiş, “Bu çok normal…”
“Bilemiyorum işte” demiş annesi, “Ben çok endişeleniyorum… Kızımın kocası da öyle!..”
Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,
kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,
rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.
Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.
Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye. Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını bilememiş. içinden
“Ne muhteşem bir çiçek” diye geçirmiş.
Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin
üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.
“Merhaba” demiş papatyaya,
“sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim.”.
Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve
“Merhaba” demiş,
“ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.”
Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini,
nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.
Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten
hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği
kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana
ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.
Böylece Saatler Saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek
artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve;
“Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek” demiş.
Papatya buna bir anlam verememiş.
“Neden” demiş.
“Yoksa benim yanımda mutsuz musun?”.
“Hayır” demiş kelebek.
“Bilakis, sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim.”
Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten. Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya
“Sevi seviyorum”
diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece
“Bende…” diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.
İçinden
“Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim. Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim.”
diye geçirmiş.
Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış. Her düşen yaprakta papatya,
“seviyormuş” diye geçirmiş içinden.
İşte o Günden beri, bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş:
“Seviyor mu, sevmiyor mu?”…
Doğacak bebek doğumdan bir gün önce Allah ile görüşür :
* Ben senin için bir melek yarattım ve o seninle ilgilenecek.
* Senin için yarattığım melek, sana onların dilini öğretecektir.
* Senin için yarattığım melek, seni canı pahasına kötülüklerden koruyacaktır. Merak etme sen…
* Senin için yarattığım melek , bana nasıl döneceğini sana anlatacaktır.
* Adının önemi yok ; ama, sen ona “ANNE ” diyeceksin…
Benzin istasyonunun önünde bir afiş: “Depoyu dolduran lotaryada tutturursa bedava seks kazanıyor.” İki kafadar benzinciye “Doldur depoyu” der, sonra bedava sex için lotaryaya talip olur…
Benzinci sorar:
- “Kafamdan bir sayı tuttum, bilirseniz bedava seks…”
-”Üç” derler…
Benzinci,
-”Bilemediniz, ben beş tutmuştum.”
Bir hafta sonra iki kafadar yine gelir, depo yine doldurulur, yine lotarya… Bizimkiler :
-”Yedi” der. Benzinci
-”Olmadı, ben altı tutmuştum”.
Üç gün sora yine depoyu doldururlar, yine lotarya…
-”Iki” derler, benzinci:
-”Bir” der.
Kafadarlardan biri arkadaşına açılır:
-”Yahu bu bizi kandırıyor galiba, hep başka rakam söylüyor. Hile yapmasın?” Diğeri cevap verir:
-”Yok canım kızkardeşim arka arkaya iki kere kazandı.”
Bir Fransız, Bir İngiliz, Bir Alman, Bir Rus, Bir İranlı, Bir
Holandalı, bir de bizim Türk barda sohbet ederlerken sira gelmis
memleketlerini övmege..
İngiliz, “Arkadaslar..” demis “Bizim biramiz çok meşhurdur..Harika biralar üretiriz içmege doyamazsiniz..”
Fransiz hemen girmis konuya “Bizim kızlarımız meşhurdur..” demis, “Öpmeye kıyamazsiniz”
Alman içini çekip ” Hey gidi memleketim..” demis, “Biz öyle arabalar üretiriz ki binmege doyamazsiniz..”
Holandalı hemen atilmis, “Evlerimiz..” demis, “Bizim dünya sirini evlerimiz meshurdur..”
Bizim en meşhur seyimiz övüncümüz KGB� dir..” demis Rus, “Dünyanin bir ucunda sinek havalansa haberdardir!..” Söz ona gelince İranli “Halılarımız..” demis, “Yumuşacıktır ve çok
meşhurdur..”
Sonra hepsi birden suskun oturan Türke dönmüsler.. bizimki sakin sakin bakmis onlara ve gülerek baslamis söze ;
“Arkadaslar bizim delikanlılarımız çook meşhurdur!..” demis.. “Öyle ki, alir Fransizin kizini, içer Ingilizin birasini, atar Almanin arabasina, götürür Holandalinin evine, yatirir Iran halisinin üzerine, evire cevire catir catir goturur.. degil kocasinin, KGB� nin bile ruhu duymaz.!! .”
Diş hekiminin odasına giren genç ve güzel kadın:
- “Ah doktorcuğum”, dedi. “Bu dişi çektirmektense, çocuk doğurmayı tercih ederim.”
Doktor: - “Öyleyse koltuğun ayarını yapmadan önce kararınızı verin.”
Dönemin amerika ingiltere ve Türkiye Başbakanları biraraya gelmis ve toplantı sonunda basının sorularini yanitliyorlarmis
Gazeteci sormus:
- ülkenizde 4 kisilik bir aile ne kadar gelirle rahat bir hayat
surebilir siz onlara ne kadar oduyorsunuz?
amerika basbakani:
- amerikada 4 kisilik bir aile 5000 dolar ile rahat bir yasam surebilir, biz onlara 6500 dolar oduyorum geri kalan 1500 dolari naparlar bilmiyorum.
ingiltere basbakani:
- ingilterede ayni aile 4000 pound ile rahat yasar, biz 5000
veriyoruz 1000 pound nereye gidiyor bilmiyoruz
Turkiye Basbakani:
- Turkiyede ayni ailenin aclik siniri 800 000 000 TL dir. Biz onlara
300 000 000 TL veriyoruz geriye kalan 500 000 000 lirazyı nereden buluyorlar bizde anlamis degiliz
Delikanlı sevgilisini akşam eve bırakır. Evin önünde masum bir fısıltıdan sonra bir elini duvara dayayarak :
- Beni bir öper misin?
kız:
- “Deli misin evin önünde annemler görür” der.
Erkek:
“Ne olacak canım bu saatte kim görecek, alt tarafı bir öpücük, ne olur seni çok seviyorum…
Kız:
- “Ben de seni ama olmaz…”
Erkek çok ateşli tabi devamlı ısrar eder. Bir ara aniden merdivenlerin ışığı yanar ve kızın küçük kız kardeşi belirir.
Küçük kız:
- “Babam diyor ki öpecekse öpsün, öptürecekse öptürsün yoksa kendisi gelecek öpecekmiş ayrıca o hayvan oğlu hayvana da söyle elini Diyafon düğmesinden çeksin dedi��
Mehmet ile Handan öğrenci olup, aynı evi paylaşmaktadırlar. Bir gün Handan ve Mehmet, Mehmet�in annesini yemeğe davet ederler. Mehmet�in annesi akşam yemeği süresince Handan�ı uzun uzun süzer ve aslında Handan�ın çok alımlı ve güzel bir kız olduğunu, acaba aralarında ev arkadaşlığından daha ileri bir boyutta bir ilişkinin mevcut olup, olmadığını merak eder.
Aklını okumuşcasına Mehmet annesine der ki:
Ne düşündüğünü biliyorum ama emin ol ki sadece ev arkadaşıyız, ötesi yok.
Akşam yemeğinden sonra Mehmetin annesi evine döner. Aradan bir iki gün sonra Handan der ki: Mehmet, annen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesini bulamıyorum.
Mehmet yanıtlar: Annemin almış olabileceğini tahmin etmiyorum ama ben yine de kendisine bir mektup yazayım. Oturur ve yazar: Anneciğim, gümüş çorba kasesini sen aldın demiyorum, ama almadın da demiyorum. Fakat konu şu ki: Sen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesi kayıp.Sevgiler oğlun Mehmet.
Bir hafta sonra Mehmet�in annesinden mektup gelir:
Sevgili oğlum,
Handanla yatıyorsun demiyorum, ama yatmıyorsun da demiyorum. Fakat konu şu ki:
Handan kendi yatağında yatıyor olsaydı, gümüş çorba kasesini çoktan bulmuş olurdu.
Sevgilerle annen…